Her meslek örgütünde şahsen hiç hazzetmedigim “Kapı kulu” tipleri bulunur. İşin özünde bu “Kapı kulları”, sadece emir bekleyen bir figürdür. Aynı zamanda kendi potansiyelini görmeyen, liderlik vasıflarını ortaya koymayan ve sadece verilen talimatları bekleyen bir durumu simgeler. Çalışan olmak ile kapı kulu olmak arasındaki ince çizgi, bir bireyin iş yaşamındaki tutumunu ve yaklaşımını belirler. Aslında çalışanlar kendi projelerini yönetebilir, liderlik becerilerini geliştirebilir ve takımıyla birlikte iş yerinde bir etki yaratabilir. Kapı kulu olmak ise, sadece beklemek ve talimatları almak anlamına gelir.
Halbuki, iş yaşamında proaktif olmak ve liderlik becerilerini geliştirmek, sadece talimatları bekleyen bir rolde kalmaktan daha ödüllendirici ve tatmin edicidir. Her birey, kendi potansiyelini keşfetme ve iş yerinde etkileşimde bulunma şansına sahiptir. Bu, sadece kapı kulu olmak yerine aktif bir şekilde iş hayatına katılmak anlamına gelir.
Devamında da kendi potansiyelini fark edenler, kapı kulu olma sınırlarını aşarak kendi liderlik özelliklerini kullanırlar.
Bu durum resmi ya da özel kurumlar için de aynıdır.
Kamu personeli, sadece verilen talimatları bekleyen bir “kapı kulu” rolüne indirgenmemelidir. Her bir çalışan, kendi potansiyelini keşfetme fırsatına sahip olmalı ve kurumun başarısına katkıda bulunma şansını değerlendirmelidir. Bu, etik değerlere uygun bir şekilde yönetilmeyi ve her bireyin adil bir çalışma ortamında değerlendirilmesini gerektirir.
Unutulmamalıdır ki kamu adına sorumluluk üstlenenler, sadece hizmet etmekle kalmayıp aynı zamanda liderlik vasıflarını da ortaya koymalıdır. Bu, toplum için güvenilir ve adil bir kamu hizmeti anlayışının temelini oluşturacaktır.


Yorum bırakın