• Sessiz Taşınan Yaralar

    İnsan saramadığı yarayı saklar; bazen bir gülüşün içine, bazen derin bir sessizliğe.Bu saklayış çoğu zaman öyle güçten falan değil, etrafına uyum sağlama çabasından doğar. Hayat dediğin bu sonu belli olmayan maratonun özellikle yetişkinlik denilen illet dönemi; duygularından çok senin koşuya devam edebilmeni ödüllendirir. Yani sosyal ortamlarda senin duygularının hiç mi…

    Continue reading →: Sessiz Taşınan Yaralar
  • Bir Duygunun Serenatı

    Sevme beni ne olur beterinde beteriyimGelirim derim gelmemGelmem derimDünyamı sererimBen bile korkuyorken kendimdenEğer sen korkmazsan bendenİşte o zaman hayatının en çıkmaz lekesiyim… Dokunma bana kirlenmesin ellerin Lanetlenmişlerin en lanetiyim Dünüme aldanmaGeçmişim yok benimYarınım belirsizKendimi kaybettimBenliğim benden habersizIssız ve karanlık caddelerdeyimDengesiz ve gelgitliyim Gülüşüme aldanma 2 saniyeliktirErtesi acıErtesi kederErtesi hüzünErtesi gözyaşıdırErtesi…

    Continue reading →: Bir Duygunun Serenatı
  • Soğuk Zaman…

    Buz gibi ellerimle soğuk suya dokunduğumda anladım ben, bana iyi gelen şeylerin aslında iyi olmayıp sadece zamanlamasının uygun olduğunu. Su aslında soğuk, hissettiğim şey ise sıcaktı. Çünkü benim sıcağa ihtiyacım vardı. Bazen biri için İYİ geldi deriz ya!Aslında bu iyilik, karşındakinin gerçekten iyi olmasından çok bizim ne kadar üşüdüğümüzle alakalı…

    Continue reading →: Soğuk Zaman…
  • Krallığımın Üç Prensesi..

    Benim krallığımda üç prenses var..Biri altı yaşında, dünyanın en güzel sorularını sorar.Baba gökyüzü neden mavi? derken,Ben o gözlerde kendi cevabımı bulurum mesela. Diğeri on yaşında, artık büyümüş gibi davranır,Ama bir şey istediğinde hala o küçük sesiyle “baba” der ya…İşte o an, bütün günün yorgunluğu biter bende. Ve o… Kraliçe.Evdeki düzenin…

    Continue reading →: Krallığımın Üç Prensesi..
  • Kavanozdaki Uzaklık

    Uzaklık dediğin şey km’lerle mi ölçülür sadece?Biraz da içinde başlamaz mı insanın?Önce duygular susmaz mı mesela,Sonrada sessizlik konuşmaz mı? O en güzel kelimeler bile anlamını yitirmez mi hiç?O kelimeleri kağıda döken elin bile izi kalmazken… Hayat dediğin şey de böyle bir şey değil mi?Anıların bile birer fısıltıya dönüşürken…

    Continue reading →: Kavanozdaki Uzaklık
  • Kaderin İnce Dokusu

    Bazen bir bakış, bir cümle, hatta bir gecikmiş adım…Hayatın yönünü değiştiren şeyler çoğu zaman yaptığımız planlardan çok, tesadüf sandığımız küçük rastlantıların eseridir. Oysa biz nedendir bilmiyorum!.. Sebepler silsilesini görmezden geliriz hep; çünkü insan aklı görünmeyeni, soyut olanı, zahiriyi hep şans ya da tesadüf diye kendince küllendirmek ister. Ben bazen kaderi…

    Continue reading →: Kaderin İnce Dokusu
  • Bir Labirentin Ortasında

    Kader bir çıkmaz, tutkuysa soğumuş bir kalp gibi suskun.Ne bir çığlık var geride, ne de geri dönmeye niyetli bir adım.Sözler bir zamanlar dokunduğum o sıcak eller gibi değil sanki,Artık yalnızca yankı var, kendi içimde kaybolan bir yankı.. Bir labirentin ortasında kaybettim kendimi,duvarlarında eski dualar, tavanında eksik yıldızlar…Her yolun sonu aynı…

    Continue reading →: Bir Labirentin Ortasında
  • En Gürültülü Yer..

    Bir sessizlik düştü zihnime istemsiz.Ne kelimeler geçti derinden, ne de bir ses…İçimde ise bir tarafım hala aynı yöne bakıyor.Giden değil, bekleyen yoruluyor. Kelimeler bitkin, yollar yorgun.Niyetlerimse hep aynı yerde suskun.Belki bir gece bir Şüheda sessizliğinde,Yok olur giderim, şimdi rahatça yutkun. Zaman kısa bir cümle gibi ölümse ani bir nokta.Tam da…

    Continue reading →: En Gürültülü Yer..
  • Ben Kimim, İşim Neydi?

    İnsan bazen aynada kendine baktığında gördüğünü özüne benzetemez. Tanımakta güçlük çeker. O an fark eder ki yıllar içinde başkalarının gözüyle iyi görünme çabası, kendi suretini silikleştirmiş ve başka biri yapmıştır. Kimi zaman unvanlar, kimi zaman kurum kültürü, kimi zamansa toplumun sessiz baskısı…Hepsi aynı sufleyi verir: Uyum sağla. Ama uyumun fazlası,…

    Continue reading →: Ben Kimim, İşim Neydi?
  • Gel Gidelim Kendim…

    Gel gidelim…Nereye istersen, hangi yola düşerse payımıza.Her şeyi bırakıp; yükleri, öfkeleri, pişmanlıkları…Sıkışıp kaldı bu ruh; zihnimde yankılanan küfürlerle geçen illet ömrüm,Metastaz yapar gibi büyüyor içimde bir kireç, sinsi ve cızırtılı.İnsan olmaktan usandım, hatta utandım bazen.Kendimden öte her şeyi sayıp dökerken önüme,Her taraf beyaz oda…Pencereleri kapanmış, renkleri kaçmış duvarlar. Gel gidelim…

    Continue reading →: Gel Gidelim Kendim…

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect