Hak, hukuk, adalet, yasa, eşitlik ve statü; bu saydiklarim insan topluluklarının temel taşlarıdır. Hukuk, haklarin toplamiyken hak ve hukuk, adaletin filizlenmesini sağlar. Yasa, toplumda düzeni korurken, eşitlik ise her bireye adil bir yaşam hakkı tanır. Ancak, etiket olarak algilanan statü aslında insanların görev ve sorumluluklarına dayalı bir ölçüdür.
Herkesin değerli olduğu ve başarıların sadece statü ile ölçülemediği bir perspektife sahip olmamiz gerekir. Neden mi? Düşünsenize, bir örgütte statü anlamında hor görülen aşağılanan kişiler, çocukları için de aynı kişi midir? Tabiki degil. Onlarin gözünde birer kral kraliçe ya da süpermen, belkide bir melek olduklari sanirim izahtan vareste.
Zaten bu hastalıklı zihniyetin hakim olduğu isletmelerde, alt statude olan bireylerin, ailelerinin ve çocuklarının da aynı değeri ve potansiyeli taşıdığı hissettirilir.
Halbuki; Herkesin başarı hikayesi, sadece unvanlarla değil, karakter, azim ve emekle şekillenir. Bu bakış açısı, toplumda daha fazla empati ve adaletin yeşermesine katkı sağlar.
Bir toplumun sağlıklı ve adil olabilmesi için bu kavramlar arasında bir denge kurmalı ve her bireyin hakları korunarak eşitlik ilkesi güçlenmelidir. Statü, değerlilik duygusunu kişinin başarıları ve katkılarıyla belirler, bu da toplum içindeki her bireyin kendini değerli hissetmesine imkan tanır.
İnsanlık, bu temel değerleri koruyarak daha adil, özgür ve sürdürülebilir bir geleceğe adım atabilir. Unutmayalım ki, değerli olmak sadece unvanlarla değil, özveri ve katkılarla kazanılır.


Yorum bırakın