Sahip Olma Esaretinden Kurtulabilmek

Sahip olma duygusu, insanların yaşamlarını şekillendiren, bazen de mahveden bir illüzyondur. Bu duygu, birçok insanın mutluluğunu gölgede bırakarak onları manevi bir huzursuzluğa sürükler. Bir adamın, bir çocuğun, bir kadının ya da bir evin sahibi olma çabası, aslında geçici ve anlamsız bir hedefin peşinden koşmaktan ibaret beyhude bir çabadır.

İnsan dediğin şey, 60,70 bilemedin 80 senelik ömrü olan gelip geçici bir fanidir. İnsan ömrü, evrenin büyüklüğü karşısında sadece bir anıdır. Küçücük bir anı. Bu kısa süre zarfında sahip olma arzusu malesef insanları gerçek değerlerden uzaklaştırıp hayatlarını anlamsız bir yarışın içine sokuyor. Hepimiz bu kısır döngünün içine bir şekilde giriyoruz ve mutlu olamadan tükeniyoruz. Oysa ki gerçek mutluluk, sahiplik duygusundan uzaklaştığın anda içinde beliriyor. Arkadaşınla, eşinle, çocuğunla ya da partnerinle hiç farketmez. “Sen hiç bir şeyin sahibi falan değilsin.” Bunu idrak etmek çok zor değil ki; zira yaradan bu durumu defaatle hatırlatıyor.

Bir insanın bir şeyin sahibi olması, o şeyin ona ait olduğu anlamına gelmez. Bu illüzyon, insanların ilişkilerini, ailelerini ve toplumsal ilişkilerini derinden etkiliyor. Halbuki gerçek mutluluğun kaynağı sahip olunan maddi varlıklarda değil, başkalarıyla paylaşılan anlamlı ilişkilerdedir.

Sahip olma duygusunun yerine, paylaşma ve anlam arayışını koymak, insanların daha derin bir mutluluk bulmalarına daha az sorun yaşamalarına sebep olur. Bu mücadele, “yaşamın geçiciliğini kabul etmek ve anın tadını çıkarmakla” başlar. İnsanların mutluluğu, sahip olduklarında değil, yaşadıkları anlamlı anılar ve ilişkilerde gizlidir.

Sonuç olarak, sahip olma duygusu, insanları geçici ve anlamsız hedeflere sürükleyen tehlikeli bir yanılsamadır. Gerçek mutluluk, manevî huzur ve anlam arayışında bulunarak maddi varlıkların ötesinde keşfedilir.
Belkide herşey hayatın kısalığını ve değerini anlamak, sahip olma yerine paylaşma ve anlam arayışını öne çıkarmakla başlar. Hem bu gerçeklik insanların daha anlamlı ve mutlu bir yaşam sürmelerine de yardımcı olmaz mı? Ne dersiniz?!

Yorum bırakın

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect