Her adımda geçmişin solgun pişmanlıkları içimde bir gölge gibi büyüyor. Zaman peşimi bırakmayan bir sis gibi ilerliyor ve ben önümde uzanan yolun bilinmezliğinde kayboluyorum. Kalbimde, hayatın belirsizliğinin verdiği gereksiz bir heyecan var; bir yandan umutla doluyum, diğer yandan korkularımın soğuk nefesiyle titriyorum. Bazen düşünüyorum, belki de hayatımın ufkunda ufak bir macera masalı serilecek; yeni başlangıçların getirdiği taze bir nefes alacağım. Ama aynı anda içimde sonsuz bir hiçliğin esir aldığı ruhumun yankıları da var. Bozkırın sert rüzgarları gibi içimde bir yerde esintiler kopuyor. Bu esinti, hem bir yalnızlık çığlığı hem de hür bir ruhun özgürce dolaşma arzusu…
Belki de hayat, her şeyin belirsiz olduğu bu gri alanda yaşanmalı. Belki de gri tonların içinde kaybolmadan onların derinliklerinde saklı olan anlamları bulmalı insan. Çünkü hayat siyah ve beyazın ötesinde gölgelerin ve ışığın bir arada dans ettiği bir alan ve belki de en büyük macera, bu gölgelerde saklı olanı keşfetmekte gizli…
Her şeyin ötesinde ruhumun bu derin huzursuzluğu belki de bir çağrı. Bu çağrı, henüz tanımlayamadığım bir yere, henüz adım atmadığım bir yola sürüklüyor beni. Bu yüzdendir ki en büyük maceram, kendimi bulmakta yatıyor.


Yorum bırakın