Birçok şeyin tersine, insanın çürüyüşü içinden başlıyor.  Yaprak döken ağaçlar, kararan gökyüzü, paslanan demir gibi değil; insan, kendi içindeki karanlığa olan yenilğisinde çürümeye başlıyor. Gözle görülmeyen bu çözülüş, bazen bir kırgınlık, bazen bir hayal kırıklığı, bazen de anlamını yitirmiş umutlarla başlıyor.

Ruhundaki bu karanlığı aydınlatacak bir ışık bulamazsa, içindeki çürüme tüm benliğini sarıyor.

Her sabah aynaya baktığında karşısındaki yüzü tanımakta zorlanıyor. Eskiden hayat dolu olan gözler donuk ve boş bakıyor. İçindeki karanlık büyüdükçe, dış dünyaya karşı duyarsızlaşıyor, etrafındaki renkler silikleşiyor, sesler boğuklaşıyor. İnsan, kendini bir boşlukta kaybolmuş gibi hissediyor; ne yöne dönse karanlık, ne yapsa anlamsız geliyor.

İşte burada bir kırılma noktası geliyor insanın karşısına, ya içindeki çürümeye teslim oluyor ya da onu durdurmak için son bir çabayla ayağa kalkıyor.

Bir kıvılcım işte; Rabbinin şefaatinde, bir duanın içtenliğinde, ya da kalbinin derinliklerinde saklı olan bir inanç kırıntısında. Belki bir dostun elinde, bir yabancının gülümsemesinde ya da unuttuğu eski bir hayalinde gizli olabiliyor.

Yorum bırakın

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect