Çoğu zaman rütbe hiyerarşisinde altta kalanlar, kendilerini büyük bir karmaşa ve içsel çatışmanın ortasında bulurlar. Daha yüksek rütbelilerin gölgesinde kalmak alt rutbedekilerin yaptıkları işlerin değerinin sorgulanmasına ve yeteneklerinin göz ardı edilmesine zemin oluştururken zamanla kişisel özgüveni örseleyen derin bir duyguya dönüşür. Bu, bireylerin hem kendi iç dünyalarında hem de dış ilişkilerinde sessiz ama yıkıcı bir etki yaratır: Örselenmiş Küçük Rütbe Sendromu.

Bu sendrom, bir bireyin rütbesiyle sınırlı algılanmasına neden olan yapısal bir sorun olarak karşımıza çıkar. Özellikle askeri yapılar, bürokratik kurumlar ya da hiyerarşik düzenin katı bir biçimde uygulandığı yerlerde, alt kademede çalışan bireyler, işlerine verdikleri katkının sıklıkla göz ardı edildiğini düşünür. Rütbeleri yükselmeden, görev tanımları değişmeden ya da üstlerinden takdir almadan yaptıkları çaba, değersizleştirilir. Bu süreç, zamanla özsaygının aşınmasına, kişinin kendine olan güveninin azalmasına ve iş hayatındaki tatminsizliklerin artmasına yol açar.

Ancak burada asıl tehlikeli olan, kişinin yalnızca kendi yetkinliklerinin değil, varlığının da sorgulanmaya başlamasıdır. Kişi, rütbesinin küçüklüğünü kendi benliğiyle özdeşleştirmeye başlar; sanki daha az değerliymiş gibi. Bu psikolojik darbe, bir süre sonra bireyin kendini tamamen sistemin çarkları arasında sıkışmış, değersiz ve görünmez hissetmesine neden olur.

Çoğu insan, küçük rütbeli olmanın getirdiği sorumluluk ve yükümlülüklerin ağırlığını, üzerlerindeki sürekli baskı ve stresle birlikte taşır. Hiyerarşideki üstler, küçük rütbeli çalışanlardan yüksek performans beklerken, onları bir türlü “yeterli” görmez. Bu beklenti ve hayal kırıklığı döngüsü, çalışanların bir yandan var güçleriyle işlerini yaparken, bir yandan da takdir görmediklerini, sürekli eksik kaldıklarını hissetmelerine neden olur. İşin ironik yanı ise, sistem içinde bu rütbe ve rol dağılımı “gereklilik” olarak görülse de, küçük rütbeli kişilerin omuzlarındaki yük genellikle en büyüğüdür.

Bu sendromun etkilerini hafifletmek için, bireylerin sistemdeki yerlerinin ve katkılarının farkına varmaları sağlanmalı, küçük rütbeli olmanın asla daha az değerli olmak anlamına gelmediği açıkça ifade edilmelidir. Küçük rütbe, yalnızca geçici bir statü; ancak bir insanın potansiyeli ve değer yaratma gücü, rütbesinden bağımsızdır. Alt kademelerdeki emek ve çaba, kurumların temel taşlarını oluşturur. Ne kadar görünmez kılınmaya çalışılsa da, bu emek, sistemi ayakta tutan esas güçtür.

Örselenmiş küçük rütbe sendromu, sadece bir rütbe meselesi değil, bir varoluş meselesidir. Bu sendromu aşmanın yolu, her bireyin işine olan katkısını ve potansiyelini hatırlaması ve hatırlatılmasıdır. Unutulmamalıdır ki, büyük başarılar, küçük adımlarla başlar. Her bir adımın değeri ise ancak o adımları atanların bilinciyle ortaya çıkar.


Bu yazı, küçük rütbede çalışanların yaşadığı duygusal zorlukları ve sistem içindeki görünmezliklerini dile getirirken, bu durumu aşmanın kişisel ve yapısal yollarına da dikkat çekmektedir.

Yorum bırakın

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect