İçinde farklı rollere büründüğüm ortamlardaki keşmekeşliğe bakıyorum. Her şeyin bir yarış haline geldiğini görüyorum. Evlerin büyüklüğünden eşlerin meziyetlerine, arabaların markasından işlerin prestijine kadar her şey kıyaslanıyor. Çocuklar aldıkları ders notları ve başarılarıyla, kıyafetler marka ve fiyatlarıyla, hatta dertler ve hastalıklar bile kimin daha fazla acı çektiği üzerinden bir yarışa dönüştürülüyor. İnsanlar, aslında hiçbir kazanç getirmeyecek bu rekabetin içinde kendilerini tüketirken asıl önemli olanı gözden kaçırıyorlar bence.

Oysa yarışılması gereken tek alanın iyilik olması gerekmez mi. Çünkü gerçek kazanç, başkalarının üzerine basarak yükselebilmek değil, bir başkasının elinden tutarak onu da yukarı çekebilmektir. Ancak insanlar, karşılaştırmaların ve kıyaslamaların girdabına kapılıp, iyiliği bir erdem değil, bazen bir zayıflık olarak görmeye başlıyorlar.

Toplumun rekabeti besleyen bu iğrenç yapısı, bireyleri sürekli daha fazlasını istemeye itiyor. Daha büyük evler, daha lüks arabalar, daha iyi maaşlı işler, daha, daha, daha büyük… Ancak bu çabanın içinde insan, asıl huzuru ve tatmini kaybediyor. En önemlisi bir insan olduğunu hatta hatta bir ölümlü olduğunu unutuyor. Halbuki kendi hayatına odaklanmak ve kişisel gelişimi ile ilgilenmek yerine, başkalarıyla rekabet etmeye adanmış bir yaşam, sonunda sadece tükenmişlik ve bıkkınlık getiriyor.

Eğer bir yarışa girilecekse, bu yarış iyilikte, dürüstlükte ve erdemde olmalıdır. Çünkü ne yazık ki bu kulvarda pek yarışan yok. Hak, adalet ve vicdan gibi kavramlar; başkalarından daha iyi olmak için değil, kendini daha iyi bir insan yapmak için benimsenmelidir.

Velhasıl, kıyaslamalarla dolu bir dünyada gerçek başarı, başkalarına yetişmek değil, kendi değerlerini koruyarak ilerleyebilmektir. Eğer bir şey olma zorunluluğu varsa, bu mecburiyet doğru ve güzel insan olma yolunda harcanmalı. Çünkü o yolda, gerçekten rekabet edecek pek kimse yok.

Yorum bırakın

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect