Ağlamak ve gülmek, insan ruhunun iki kadim dostu gibidir. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Hatta çoğu zaman ağlamayı zayıflıkla, çaresizlikle, yenilgiyle karıştırırız. Belki de bu yüzden ağlayan birini gördüğümüzde ne diyeceğimizi bilemeyiz. Oysa bana kalırsa ağlamak, sanılanın aksine insanın hayata hâlâ temas edebildiğinin işaretidir.
Garip gelebilir ama ben ne zaman ağlayan birini görsem, içimde iki duygu aynı anda belirir. Biri sızı, diğeri tuhaf bir sevinç. Çünkü üzülmeyi becerebilen bir insan, sevmeyi de hâlâ becerebiliyordur demektir. Çünkü gözyaşı dökebilen bir kalp, henüz nasır tutmamıştır. Katılaşmamış, köşelenmemiştir. Duygularını kaybetmemiştir.
Derler ya, “Kalp ağlamazsa gözyaşı akmaz.” Belki de mesele tam olarak budur. İnsan sevindiğinde kahkahalarla güler; içi taştığında ise sesi yükselir. Üzüldüğünde ise gözlerinden sessizce dökülen yaşlar, en az o kahkahalar kadar gerçektir. Hatta bazen çok daha değerlidir. Çünkü gözyaşı, öfkeye ve kibire dönüşmeden önceki son duraktır. Kalbi nasırlaştırmadan önceki son yumuşak hâl…
Öfke ve intikam duygularıyla sertleşmek yerine ağlayabilmek hakikati değiştirmeyebilir belki, ama insanın içindeki doğru ateşi bularak yumuşamasına vesile olur. Bu yüzden ağlamak zayıflık değil bir tür manevi temizliktir.
Ağlayan birini gördüğümüzde yapılacak şey aslında çok basittir. Büyük cümleler kurmaya gerek yoktur. Bazen samimi birkaç kelime, bazen uzatılan bir mendil, bazen de sessiz bir dokunuş… Bunlar bin türlü öğütten, açıklamadan daha kıymetlidir. Çünkü bazı anlarda insanın ihtiyacı olan şey, anlaşılmaktan çok yalnız olmadığını hissetmektir.
Ve bazen… İnsan hiç beklemediği bir anda, hiç planlamadığı bir yerde ağlar. O an gözyaşları, sadece yaşanan bir andan çok taşınan yüklerin tamamına aittir. Böyle anlarda ağlayan kişi zayıf değildir. Aksine, uzun zamandır güçlü kalmaya çalıştığı için yorulmuştur. İşte o yorgunlukta dökülen gözyaşları, insanın kendine verdiği kısa bir moladır. Yorulmuştur belki ama hâlâ vazgeçmemiştir. Koşarken düşülen yerler gibi…

İrade yorgunluğuna kısa bir mola.

Yorum bırakın