Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman sonu gözükmeyen bir merdiven gibidir. Tırmandıkça daha yukarısını, daha fazlasını isteriz. Zirveye çıkma isteği öylesine içimize işler ki çoğu zaman, nereye ve neden tırmandığımızı bile unuturuz. Her adımda biraz daha yüksekte olma çabası, aslında bir tür görünmez rekabettir; bazen başkalarıyla, çoğu zaman kendimizle.
Peki, hiç dönüp geriye baktık mı? Kaç basamak çıktık, hangi zorlukları aştık veya hâlâ bulunduğumuz konuma ulaşmak için çabalayan insanları fark ettik mi gerçekten?
Çevremde bazı insanların bulundukları statüden, çalıştıkları pozisyondan veya aldıkları maaştan sürekli şikâyet ettiklerini görüyorum. Sanki çıktıkları her basamak, yetersiz ve değersizmiş gibi. Oysa her şikâyet, insanın kendi çabasını ve emeğini hiçe saymak değil midir? Merdivenin hangi basamağında olursak olalım, o noktaya gelebilmek için döktüğümüz terin, verdiğimiz mücadelenin hakkını teslim etmeliyiz. Şikâyet yerine, biraz durup yaptıklarımızı takdir etmeyi öğrenirsek, belki de içimizdeki tatminsizliği susturabiliriz kim bilir…
Bir an için durun ve o merdivenin ortasında kalın. Yukarı bakmak, elbette önemlidir. İnsan, hedefler koydukça ilerler; ama sürekli yukarı bakmak, yalnızca yetersizlik duygusunu besler. Çünkü her zaman daha yukarısı, daha fazlası vardır. Merdivenin zirvesine vardığınızı sansanız bile, yeni bir merdivenin başında bulursunuz kendinizi. İşte tam da bu yüzden, bazen aşağı bakmak iyidir.
İnsanların hayat yolculukları birbirinden farklı olduğu için kimimiz aynı basamakta uzun süre kalır, kimimiz ise hızla yükselir. Ancak bu yolculukta gerçekten anlam bulanlar, hem yukarı hem de aşağı bakmayı bilenlerdir. Hem yükselmeyi kim istemez ki? Ama o basamakların değerini bilmek de insanı insan yapan şeydir.
Hayat bir yarış değil, bir yolculuktur. Adımlarımızı bilinçle atalım, yükselirken kendimizi kaybetmeyelim. Mutluluk, biraz durup soluklanmak ve o anı takdir etmekte gizlidir. Koşarken düştüğümüz yerlerde biraz durup soluklanmak herkese iyi gelecektir.


Yorum bırakın