
Bazı yüzler vardır…
Derin derin baktırır kendine.
Sonra da insana kendi özünü hatırlatır.
Ne olduğunu tam tarif edemezsin ama bakınca bir şey eksilir içinde. Sanki bir zamanlar sende de olan ama ne zaman kaybettiğini hatırlamadığın bir hal.
İnsan yıllara sair çoğalmıyor aslında.
Azalarak devam ediyor yoluna.
Daha az şaşırıyor mesela, daha az inanıyor, daha az güveniyor.
Sonra gün geliyor şunu fark ediyorsun;
senin “hayat tecrübesi” dediğin şey, biraz da vazgeçtiklerinin toplamı.
Sen farketmeden içinde sessizce biriken bir boşluk oluyor.
Adını koyamıyorsun, hiçbir şey yakıştıramıyorsun.
Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerinde… ama içerde bir şeyin şirazesi kaymış gibi.
İnsan o boşluğu doldurmak için çok şey deniyor.
Konuşuyor.
Yazıyor.
Koşuyor.
Susuyor.
Ama bazı eksikler var ki, neyle doldurursan doldur yerini tutmuyor.
Belki de mesele doldurmak değil zaten.
Sanıyorum, insanın en büyük yanılgısı, her boşluğun tamamlanması gerektiğine inanması.
Oysa bazı boşluklar kapanmaktan ziyade, hatırlatmak için var.
İnsanın sınırlı olduğunu…
her şeye yetişemeyeceğini…
her şeyi elinde tutamayacağını…
hiç birşeyin sahibi olmadığını…
Ve en çok da, her şeyin bir gün eksileceğini.
Sonra insan duruyor.
Kendiyle baş başa kaldığı bir anda, neyi yüklenebildiğine bakıyor.
Sonra da kalan her neyse onunla yetinmeyi öğreniyor.
En sonunda şunu anlıyorsun:
İnsan dediğin şey, yoluna elinde kalanlarla devam eden bir hikaye.
Evet, insan dediğin şey aslında bir hikaye…
Ve o hikaye, ne kadar kalabalık olursa olsun,
herkes için tek bir yerde susuyor:
İnsanın kendine kaldığı yerde.

Yorum bırakın