Belki’nin Ömrü

Hayat, kısa bir cümle gibi başlıyor; sonra fark edilmeden ilerleyip alışkanlıkla uzuyor. Sonuna yaklaştığında ise ani bir nokta düşüyor. İnsan oğlu işte, çoğu zaman o noktayı düşünmeden konuşuyor; sanki cümle uzadıkça uzayacak, sanki söylenecekler hiç bitmeyecek.

Belki diyerek büyüyor insan.
Belki yarın, belki uygun zaman, belki daha iyi şartlar
Bir ihtimalin gölgesinde, ertelenmiş kararlarla geçen bir ömür.

Garip olan ne biliyor musun? “Belki” umut gibi duruyor. İçini ısıtıyor, aceleyi azaltıyor. İnsan o kelimenin arkasına saklanınca kendini güvende hissediyor. Oysa aynı kelime, zamanın en sessiz hırsızlarından biri değil midir Allah aşkına?

Günler vızır vızır geçiyor, fark edilmiyor.
Fırsatlar önünden akıp gidiyor, isimleri hatırlanmıyor.

Sonra da insan kendi hayatına misafir gibi davranmaya başlıyor; sanki gerçek hayat biraz sonra başlayacakmış gibi.

Ben mesela…

Uzun süre bir kararın eşiğinde kaldım. Ne ileri gidebildim ne geri dönebildim. Her defasında “şimdi değil” dedim. Birkaç ay sonra daha uygun olur sandım. O birkaç ay, sessizce yıllara dönüştü. Dışarıdan bakınca her şey yolundaydı belki ama, içeride bir şey hep yarım kaldı.

Evet bir kapı var, biliyorsun.
Açsan bambaşka bir yola çıkacaksın.
Açmıyorsun.

Seni kıvrandıran bir söz var, söylemek istiyorsun.
İçinde dolaşıyor, diline kadar geliyor.
Söylemiyorsun.

Bir adım var, atsan değişecek.
Bekliyorsun.

Bir gün hiç unutmuyorum sadece bir telefon açmam gerekiyordu. Hepsi bu. O kadar basit bir şey. Gün boyu düşündüm, akşam oldu, “yarın ararım” dedim. Ertesi gün de geç kaldım. Sonra o arama hiç yapılmadı. Küçük sandığım bir an, hayatımın içinde kocaman bir boşluk bıraktı.

Bekledikçe, o kapı ağırlaşıyor.
Sözler eskimeye başlıyor.
Adımlar küçülüyor.

İnsan bir süre sonra ertelediği şeyin aslında dışarıda ki kapıdan öte kendi içindeki cesaret olduğunu fark ediyor. Halbuki o kapıyı açacak olan el, iradendi ve hep oradaydı. Sadece uzanmayı geciktirdi.

Zaman bu arada duruyor mu sanıyorsun, tabi ki durmuyor. Sen bekledikçe o ilerliyor. Sen hazırlanmaya çalıştıkça o çoktan bir sonraki ana geçmiş oluyor. İnsan bu yüzden hep biraz geç kalmış hissediyor kendini.

Bir noktadan sonra “belki” yetmemeye başlıyor insana. Çünkü hayat ihtimallerle ilerlemiyor ne de olsa. Karar verilen anlarda şekilleniyor. Söylenen bir söz, atılan bir adım, açılan bir kapı… İnsan o anlarda var oluyor.

Geçenlerde ilk defa, düşünmeden bir adım attım.

Evet her zamanki gibi hazır değildim. Her şey eksikti; ama yürüdüm ve sonra fark ettim, o kadar büyüttüğüm şey, sandığım kadar büyük değilmiş. Beklerken kurduğum senaryolar, attığım adımın yanında sönük kalmış.

İnsan, kendi zihninde kendini yoruyor adeta; sonra o yorgunluğu hayatın yükü sanıyor.

Bir gün, hiçbir şeyin mükemmel olmayacağını kabul ediyorsun. Doğru zaman diye bir şeyin çoğu zaman gelmediğini, şartların hiçbir zaman tam olmadığını anlıyorsun.
O an, küçük bir yer buluyor içinde ve oradan başlıyor her şey.

Bir cümle kuruyorsun.
Bir kapıyı aralıyorsun.
Bir adım atıyorsun.

Büyük bir değişim gibi görünmüyor dışarıdan bakınca; ama içeride bir şey yer değiştiriyor. İnsan, beklemekten yürümeye geçtiğini hissediyor.

O yürüyüşte fark ediliyor asıl mesele: Eksiksiz olmak gerekmiyor. Hazır olmak gerekmiyor. Kervan yolda dizilir misali, insan, yolda tamamlanıyor.

Zaman, ilk defa direnç göstermeyip seninle birlikte akmaya başlıyor.

Sonra dönüp baktığında, kaç kere ertelediğini saymıyorsun bile. Sadece kaç kere cesaret ettiğini hatırlıyorsun.

Hayat, vallahi uzun bir cümle değil.
Kısa, net, bazen eksik
Ama kurulduğu haliyle gerçek.

Ne yaparsan yap kaçamazsın, sonuna düşecek o nokta ve o gün bir gün gelecek.

O güne kadar cümleyi uzatmak değil mesele.
Mesele, cümleyi gerçekten düzgün kurabilmek.

İsmail DEMİRALAY
29 Nisan 2026/Ankara

Bu yazı, ertelenmiş kararların sessiz ağırlığını taşıyanlara…
“Belki” diyerek geçen zamanın farkına varanlara…
Bir gün beklemekten yürümeye geçenlere yazıldı.

Okurken bir yerinde durup düşündüysen,
bil ki o durduğun yer, başlamak için en doğru yerdir.

Yorum bırakın

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect