Adı Konmamış Kayıp

Bazen insanın başına gelen şey bir hadise gibi durmuyor. Bir kırılma da değil tam.
Daha çok… adı konmamış bir kayıp gibi.

Ne zaman başladı, kim başlattı, nerede eksildi…
Hiçbiri net değil; ama sonuç ortada. Bir şey yerinden oynamış bir kere.

Fakat tuhaf olan şu:
Sen bunu anlatmaya çalıştıkça, kimse tam olarak anlamıyor.

Çünkü dışarıdan bakınca hayat akıyor.
İş var, çevre var, uğraş var.
Hatta bazı alanlarda kendini aşmışsın bile.

Başka yerlerde güçlenmişsin.
Başka kapılardan yürümüşsün.
Eksik kalan tarafını kapatmak için elinden geleni yapmışsın.

Ama insan kendinden kaçamıyor işte.

Gece oluyor mesela.
Kimse yokken, hiçbir şeyin sesi kalmamışken…
Orada, tam orada yüzüne çarpıyor o inciten gerçek.

Bir şey olması gerektiği gibi olmamış belli, bir defo var.

Bu bir başarısızlık hikayesi gibi de durmuyor.
Daha çok… denk gelmeyen bir ihtimal gibi.

Sanki hayat bir noktada sana uğramayı unutmuş.
Ya da sen tam oraya varacakken yol kapanmış. Ya da ne biliyim saat falan durmuş belki.

Bu yüzden kızamıyorsun bile tam.

Kime kızacaksın?

Zamana mı?
İnsanlara mı?
Kendine mi?

Hepsine belki biraz, ama hiçbirine tam değil.

O yüzden yıllarca başka cümleler kuruyorsun.
“Böyle olması gerekiyordu” diyorsun.
“Kısmet” diyorsun.
“Her şey bir sebeple” diyorsun.

Bunlar insana iyi geliyor bir süre.

Ama gerçek, susmayı sevmiyor.

Bir yerde tekrar çıkıyor karşına.

Çünkü bazı şeyler açıklanarak kapanmıyor.
Sadece üstü örtülüyor.

Sonrasında sen ne kadar örtmeye çalışırsan çalış, orada bir şey durmaya devam ediyor.

Ortada ya bir eksik var ya da bir cenaze.

İnsan bazen bunu kabullenmek istemiyor.
Çünkü kabul edersen, onunla yaşamayı da kabul etmiş oluyorsun.

Ama görmezden gelmek de mümkün değil.

İşte tam da bu yüzden yoruluyor insan. Ya orada kalacaksın…
Ya da bambaşka bir yerden başlayacaksın.

Arası yok.

Yalnız en zor olan şey şu:

Kimse bunu sana açık açık söylemiyor.

Herkes güçlü olmanı bekliyor.
Devam etmeni bekliyor.
Alışmanı bekliyor.

Ama alışmak, çözmek anlamına gelmiyor.

Sadece sessizleşmek anlamına geliyor bazen.

Ve o sessizlikte bir gerçek büyüyor:

Bazı şeyler düzelmeyecek.

Bazı ihtimaller geri gelmeyecek.
Bazı kapılar bir daha açılmayacak.

Ama insan yine de devam ediyor.

Çünkü hayat, eksiklerle de sürüyor.

Belki de en çok burada başlıyor mesele:

İnsan, eksik kaldığı yerle mi yaşayacak…
yoksa kendine başka bir yol mu açacak?

Cevap kolay değil.

Ama şunu bilenler var biliyorum:

Bu yaşananlar bir eksiklikten ibaret değil.
Bir sınav gibi de durmuyor.

Saçma bir talihsizlik belki ama daha çok… denk gelmeyen bir hayat parçası gibi.

Ve bunu yaşayan tek kişi sen değilsin.


Anlatamadıklarımızın, yarım kalan ihtimallerin ve içimizde yer eden o tarif edilmesi güç boşlukların izini sürüyor bu yazı.
Eğer satırların arasında kendine ait bir parça bulduysan, bil ki yalnız değilsin.

Yorum bırakın

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect