Ontolojik Yorgunluk

Yorulduk.
Ama sandığımız gibi yükten, koşturmadan ya da zamansızlıktan değil; İnsanı taşımaktan.

Omuzlarımızda taşıdığımız şeyler ağırlaştığı için değil, içimizde biriken anlam fazlalığı yüzünden yorulduk. Sürekli bir şeyleri gerekçelendirmek zorunda kalmaktan, varlığımızı savunur hale getirilmekten yorulduk. Neden böyleyiz, neden geç kaldık, neden suskunuz, neden eksildik, neden artık eskisi gibi değiliz…

Bizi asıl yoran, insan olmanın bile izaha muhtaç hale gelmesi.

Modern hayatın getirdiği bu ontolojik yorgunluk; insana yaşamasından çok, yaşadığını açıklamasını da dayatıyor. Yetmiyor; doğru gerekçelerle, makul sebeplerle, kabul edilebilir duygularla açıklamasını istiyor.

“Nasılsın?” sorusu bile artık bir selam olmaktan çıkmış; kısa bir performans talebine dönüşmüş. Bu yüzden otomatik cevaplar üretmek zorundayız: “İyiyim”, “Yoğun”, “Koşturuyoruz işte.” Kimsenin gerçekten duymak istemediğini bildiğimiz cevaplar bunlar. Çünkü dürüst olursak, açıklamak zorunda kalacağız. Açıklarsak da yargılanacağız.

Oysa çoğu zaman lafzımızdan çıkan iyilik değildir doğru cevap, yorgunluktur. Ama yorgunluk, bu dönemde kabul edilebilir bir durum değil. Açıklanması, telafi edilmesi, hatta mümkünse gizlenmesi gereken bir kusur gibi görülüyor.

Hâlbuki;

Geç kalışlardan yorulduk. Yanlış kavşaklara girmekten yorulduk. Bazı yalnızlıkların nedenini anlatmaya çalışmaktan yorulduk.

Bir insanın hayatındaki her kırılmayı raporlamak zorunda kalması ne büyük bir yük. Sanki savunma kürsüsündesin ve her hayal kırıklığı bir savunma dilekçesi istiyor senden. Sanki her eksilme, bir ihmalin sonucuymuş gibi sorgulanıyor. Ne kadar haklı olursan ol, kendini hep suçlu hissettiren dostluklardan yorulduk. Ne kadar verirsen ver, eksik kaldığını ima eden bakışlardan. Ne kadar özür dilersen dile, asla yeterli bulunmamaktan.

Artık ilişkiler bir performans alanı gibi. Kimi ne kadar eğlendirdin? Ne kadar meşgul ettin? Ne kadar şaşırttın? Ne kadar kendinden verdin? Ve en önemlisi: Ne kadar tahammül ettin?

Sevgi bile ölçülüyor. İlgi, süreyle. Sadakat, verimle. Varlık, faydayla tartılıyor. İnsan, olduğu halinden ziyade sunduğu katkı kadar değerli sayılıyor.

Bu yüzden yorulduk.

Bu yüzden artık birlikte konuşabileceğimiz insanlardan çok, birlikte susabileceğimiz insanları arıyoruz. Lafın lafı açmadığı, sessizliğin açıklanmak zorunda olmadığı, yan yana durmanın bir çaba sayılmadığı ilişkileri özlüyoruz. Bir şey olmaya çalışmadan, bir rol taşımadan, yüz makyajı yapmadan, bir hikâyeyi pazarlamadan sadece olabilmeyi.

Gönüllerimiz gerçekçi ilişkiler istiyor artık. Stratejilerden, planlardan, ince ayarlı davranışlardan uzak. İçinde yarış olmayan, yargı barındırmayan, yorgunluk üretmeyen bağlar.

Öyle ilişkiler istiyoruz ki; adımızı da sevsinler, suskunluğumuzu da. Geçmişimizi de, hayal kırıklıklarımızı da. Şakalarımızı da, sessiz kaldığımız anları da. Bir “daha iyi halin” vaadiyle gelmesin kimse. Bizi düzeltmeye kalkmasın. Eksiklerimizi göklere kazımasın, hatıralarımızı suç mahalline çevirmesin.

Hayatı güzelleştiren insanların ortak bir özelliği var: Seni düzeltmeyi düşünmeden sadece seni tamamlamak için yanında dururlar. Yaralarını kaşımazlar; üstünü de örtmezler. Sadece bakarlar ve “ben buradayım” derler.

Bu dönemde birinin “buradayım” demesi, neredeyse bir lütuf. Şükrü nasıl ifa edilir, bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu: İnsan, varlığını savunmak zorunda kalmadığı yerde iyileşiyor.

Belki de bizi yoran hayat değil. Bizi yoran, hayatın içinde sürekli kendimizi ispat etmek zorunda bırakılmamız.

İsmail DEMİRALAY 03 Mart 2026/Ankara

Ontolojik Yorgunluk

Bu metin, performans toplumunda bireyin sürekli kendini gerekçelendirme baskısı altında yaşadığı ontolojik yorgunluğu ele almaktadır. Yorgunluk burada psikolojik değil; varlığın meşruiyet üretmeye zorlanmasından doğan ontolojik bir aşınmadır.

“Ontolojik Yorgunluk” öğesine 4 yanıt

  1. ALİ AYVA Avatar
    ALİ AYVA

    Kesinlikle, çok doğru ifade etmişsiniz. Kaleminize sağlık. Samimi bir şekilde, eleştirmeden, kıyas yapmadan, nasihat vermeden, sade dinleyecek, suskunluğumuzu dahi fark edebilecek dostlarımızın artması dileğiyle.

    Liked by 1 kişi

    1. Dr(PhD)ihdemiralay Avatar

      Nazik yorumunuz ve güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. Sanırım insanın en büyük varoluşsal ihtiyacı bu olsa gerek.

      Beğen

  2. t bilacan Avatar
    t bilacan

    Eline, yüreğine sağlık kardeşim. Hiç yorulmadan keyifle okudum.

    Liked by 1 kişi

    1. Dr(PhD)ihdemiralay Avatar

      Komutanım, kıymetli yorumunuz için sağ olun. Okunması ve karşılık bulması benim için en büyük motivasyon.

      Beğen

Dr(PhD)ihdemiralay için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Ben İsmail..

Koşarken Düştüğüm Yerlere hoş geldiniz.

Hukuk ve İnsan Kaynakları Yönetimi benim uzmanlık alanım. Akademik çalışmalarımda genelde işletme ve örgütsel davranış konularına odaklanıyorum. Bu köşe ise; hem iş yaşamında hem de hayatın akışında edindiğim deneyimleri, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaştığım özel bir alan. Yazılarımda; yolculuklardan, insan hikâyelerinden ve değişen hayata dair izler bulacaksınız.

Gelip bu yolculuğa ortak olmanız dileğiyle…

Let’s connect