Balkondaki plastik sandalyeye oturdum telefonu kapattıktan sonra.
Bir taraftan gözlerim doldu.
Bir taraftan kendime engel olmaya çalıştım.
Sonra düşündüm…
Benim diğer erkeklerden farkım neydi?
Onun da diğer kadınlardan farkı neydi?
Uzun uzun düşündüm.
Bulamadım.
Belki de insanları özel yapan kendileri değildir.
Onlara yüklediğimiz anlamdır.
Belki de sevdiğimiz kişi değişmez;
Değişen, ona bakan kalbimizdir.
Sonra başka bir şey düşündüm.
Bu dünyada insan neden bu kadar yoruluyor?
Neden birini kaybetme ihtimali,
Onu sevmekten bile daha ağır geliyor?
En güvenilir kim diye sordum kendime.
Aklıma yalnızca Allah geldi.
Çünkü insan değişiyor.
Şartlar değişiyor.
Hisler değişiyor.
Bugün “hep” diyen, yarın “keşke” diyebiliyor.
Sonra asıl soruyu sordum kendime…
Ben neyin peşindeyim?
Bir insanı gerçekten sevmek mi?
Yoksa onu kaybetmeyecek kadar sahip olmak mı?
Belki de bütün acı burada başlıyor.
Çünkü sevgi ile sahip olmak aynı şey değil.
İnsan seviyor…
Sonra sahipleniyor.
Sahiplendikçe korkuyor.
Korktukça şüphe ediyor.
Şüphe ettikçe de en güzel duygularını kendi elleriyle tüketiyor.
Belki de hiçbir insan, hiçbir zaman bizim olmadı.
Olmayacak da.
Belki bize düşen;
Kimseyi elimizde tutmaya çalışmak değil,
Yanımızdayken kıymetini bilmek.
Çünkü bu hayatta hiçbir şeyin gerçek sahibi biz değiliz.
Belki de bütün huzur,
“Sahibim.” demekte değil,
“Bana emanet.” diyebilmekte saklı.
Bunu öğrenebilirsem…
Belki o zaman sevmekten korkmam.
Belki o zaman kaybetmek de canımı bu kadar yakmaz.
İsmail Demiralay
19 Temmuz 2026/Ankara


Yorum bırakın